20/7/2009 · Kategori: politika
Öncelikle Doğu Türkistan denilen coğrafya bin yıllardır Türklerin yaşadığı ve devletler kurduğu bir coğrafyadır. Bu coğrafyada yaşayan insanların Han Çinlileriyle hiçbir ortak dil, din ve tarihsel bir birlikteliği bulunmamaktadır. Yani ortada iki farklı ulus vardır. Bahsedilen yer Çinlilerin sömürgeci politikalarının sonucu olarak zaptedilmiş ve oluşan yeni siyasi yapı bu türlü bir zora dayalı egemenlik çerçevesinde oluşmuştur. Bunu Çinliler bile kabul etmektedir. Hiçbir Çinli, Uygur Türkleriyle ortak bir tarihlerinin olduğunu iddia etmemektedir. Bunun yanında Türk kimliğini de ayrı bir siyasal kimlik olarak kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu en basit tarihsel gerçekliktir.
Verilen örnekte Uygur Türkleriyle özdeşleştirilen Kürtlerin ise tarih boyunca hiçbir devleti olmadığı gibi, hiçbir zaman da ayrı bir kimlik yaratabilecek bir tarihsel geçmişleri de olmamıştır. Örneğin Uygur Türklerinin kullandığı dil dünya üzerinde yazılı en eski dillerden biri iken, Kürtçe denilen şeyin ise hiçbir biçimde tarihsel bir gerçekliği yoktur.
Aradaki fark bir ulusun tarihsel olarak inkar edilemeyecek bir konumda olmasıyken, bir “unsur”un bizzat emperyalizm tarafından bir “ulus”a dönüştürülmüş olmasıdır. Bu ise yapay bir kavramdır ve sosyalistlerin emperyalizmin ürettiği bu sahte kimliklere karşı çıkmaları en önemli görevleridir.
Türkler büyük bir millettir. Dünya tarihi bir anlamda Türklerin tarihi etrafında biçimlenmiştir. Böyle bir milletin varlığını hatırlayabilmesi için birilerinin onu “kaşımasına” gerek yoktur. “Ulus” tarihsel bir kategoridir; yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz.
Uygur Türklerinin direnişini ABD’nin “etnik kaşıması” olarak tanımlama cesaretini gösteren “sosyalist”leri bu cesaretlerini bir kez de “Kürt”ler için kullanmaya davet ediyoruz.
20/7/2009 · Kategori: politika
Bunların yanında bizim meşhur Perinçek ordusu da, Çin’in yanında yer almayı göze alamadığı için, dolaylı yollarla Uygurları “neden özgürlük ve bağımsızlık istiyorsunuz?” diyerek suçlayarak Çin’i aklamaya çalışmaktadır. Aydınlık’ta yayınlanan bir yazıda Rabia Kader’in CIA ajanı olduğu tezinden hareket edilerek Uygur direnişi küçültülmeye, ABD emperyalizminin bir isteğinin yerine getirlmesi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Çin’e methiyeler düzerken, Çin’in Doğu Türkistan’da, yani Uygurların tarihi topraklarında ne aradıklarını hiç sorgulamıyor. ABD emperyalizminden söz ederken, Çin emperyalizminden hiç bahsetmiyor. Doğu Türkistan adını ağzına bile almayan bu kişi, Sincan adının ne zamandan beri kullanıldığını hiç araştırma zahmetine bile girmiyor. O toprakların tarih boyunca Türkistan olduğundan söz bile etme erdemini gösteremiyor.
Rabia Kader’in CIA ajanı olması ya da olmaması ile olaylar arasında nasıl bir ilgi kuruyor? Velev ki, Rabia Kader CIA ajanı, onun CIA ajanı olması, Çin zulmü altında inleyen milyonlarca Türk’ün mücadelesini yok saymaya, son olaylarda ölen yüzlerce Türk’ün katillerini aklamaya yeter bir neden midir? Bu nasıl bir anlayıştır? Biliyoruz, bizimle beraber tüm Türkiye de biliyor, Çin’i seviyorsunuz, Çin’e toz kondurmak istemiyorsunuz ama el insaf! Gözünüzün önünde olan bu olaylarda bile mazlumun yanında değil, zalimin yanında nasıl yer alıyorsunuz? Çin’e olan sevginiz ve aşkınız gözlerinizi mi kör ediyor? Kulaklarınız sağır duymuyorsunuz, gözleriniz de mi kör görmüyorsunuz? Bir de utanmadan siyaset arenasında “Ulusalcıyız!” diyerek boy gösteriyorsunuz. Sizin ulusalcılığınız her halde Çin’e kadar, araya Çin girdiği zaman, ulusalcılığınız bitiyor. Sevsinler sizin bu ulusalcılık anlayışınızı.
Lideriniz ve arkadaşlarınızdan bir kısmı tutuklu değil mi? Onların ulusal hukuk kuralları içinde yargılanmasını istediğinizi defalarca yazdınız, çizdiniz, söylediniz. Hukuk kuralları ihlallerini televizyonlarınızda yüzlerce kez anlattınız ve gösterdiniz. Çin uluslararası hukuku ihlal etmiyor mu? Kişi ve toplum özgürlüğünü, insan haklarını çiğnemiyor mu ? Neden bir kerecik olsun, Çin’i protesto etmeyi, bıraktım protestoyu, kınamayı bile düşünmezsiniz? Uygur Türklerinin insan haklarından ve uluslararası hukuktan yararlanma hakları yok mu? Bundan sadece sizlerin, yani Çin ve Çin’i sevenlerin yararlanmasını mı istiyorsunuz? Adama sorarlar; bu ne biçim hukuk ve insanlık anlayışı diye…
Görüyorsunuz ya, her şeyinizin sahte olduğu gün gibi ortada. Sonra da, hala binde birlerdesiniz dediğimiz zaman kızıyorsunuz. Bin bir dereden su getirerek seçim sonuçlarını çarpıtarak başarılı olduğunuzu beyhude yere göstermeye çalışıyor ve bir sürü nedenler uyduruyorsunuz. Halbuki, neden ortada duruyor; sizin bu sahte ve tutarsız politikanız! Her şeyi işinize geldiği biçimde yorumlamanız ve sahte nedenler uydurmanız. Bu millet aptal değil beyler! Yarın seçimlerde binde yarımlara ineceksiniz, uyanın artık! Bizden uyarması, gerisi sizin bileceğiniz iş!
Emperyalizmin dünya siyasi lügatinde tek bir tanımı vardır. Buna uyan hangi devlet ve kim varsa hepsi emperyalisttir. ABD ne kadar emperyalistse, Rusya da, AB de, Çin de o kadar emperyalisttir. Kınanacaksa hepsi birden kınanacaktır, mücadele edilecekse hepsi ile birlikte mücadele edilecektir. Bir tarafın kucağına oturup diğerlerine emperyalist demek sahtekarlıktan başka bir şey değildir. Çin’in kucağından indikten sonra, bir diğerinin kucağına oturmayacağınıza kim garanti verebilir? Yani, aslında siz, emperyalizmle falan mücadele etmiyorsunuz, siz, emperyalizme çanak tutuyor ve yalakalık yapıyorsunuz. Şu olaylarda yaptığınız, Çin’e yalakalıktan öte bir şey olmadığı gibi…
20/7/2009 · Kategori: politika
Çin, bugün komünist bir yönetim altında olmasına rağmen, dünyanın en büyük emperyalist güçlerinden biridir. Bu ilk bakışta bir çelişki gibi görünebilir ama gerçek budur. Ekonomik olarak Batı düşüncesini uygulayan Çin, ucuz enerji ve ucuz iş gücü ile, çok kısa bir zamanda dünya ülkelerini tehdit eden bir ekonomik güç olmuştur. Ekonomideki bu hızlı büyüme, Çin’in çok yakın bir gelecekte dünyanın en büyük ekonomik gücü olacağı hakkındaki görüşlere haklılık kazandıracak düzeydedir.
Çin imparatorluğu, kurulduğu ilk günden itibaren batısı ile ilgilenmiş ve batıya doğru yayılma politikası uygulamıştır. O dönemlerde bu istek Orta Asya’nın güçlü devletlerinin direnişi ve tepkisi ile karşılaşmış, bin dokuz yüzlü yıllara kadar Çin, Türkistan adı verilen batısındaki toprakları işgal edememiştir.
Bugün Çinlilerin Sincan, bizlerin Doğu Türkistan dediğimiz topraklar, batısı ile bir bütün teşkil eder ve bütün olarak bu toprakların adı tarih boyunca Türkistan olmuştur. Çin, emperyalist politikasının gereği olarak, 1944 yılında orayı işgal etmiş ve orada kurulmuş bulunan Doğu Türkistan Türk Devleti’ni yıkmıştır. Çin’in işgali sırasında direniş gösterenler, Çin mezalimi karşısında ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlar ve yıllar boyu süren çileli bir yolculuktan sonra özgürlüklerine kavuşabilmişlerdir. Himalayaları aşarak Hindistan yoluyla Türkiye’ye gelenler arasında Doğu Türkistan hükümetinin başkanı İsa Yusuf Alptekin de vardı. Uzun yıllar Türkistan davasını savunan İsa Bey’in çalışmaları sayesinde dünyanın dört bir yanında Doğu Türkistan dernekleri kurulmuş ve davaya sahip çıkılarak Çin’in emperyalist amaçları tüm dünyaya anlatılmaya çalışılmıştır.
Doğu Türkistan Çin için iki bakımdan önemli bir yerdir. Çok zengin maden kaynaklarının olması birinci nedendir. Çin’in petrol, kömür ve altın yatakları bu bölgededir. İkincisi, Çin’in nükleer denemelerini burada yapmasıdır. Bu denemelerin sonucu, binlerce insan radyasyon sonucu ölürken yeni doğan binlerce bebek de sakat doğmuştur. Dünya bu insanlık dışı vahşete gözlerini kapamış, sadece seyretmektedir.
Çin, Doğu Türkistan’ı tam bir sömürge haline getirmiş, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürürken orada yaşayan milyonlarca Uygur ve Kazak Türkünü de asimile etmeye çalışmaktadır. 2001 yılından itibaren Türk dili ile eğitim tamamen kaldırılmış, bir işte çalışabilmek için Çince bilme zorunluluğu getirilmiştir. Türk dili ile konuşmak, şarkı türkü söylemek bile yasaklanmıştır. Uygur ve Kazak Türklerine yurt dışına çıkma yasağı uygulanmaktadır. Hükümetin izin vermediği hiç kimse yurt dışına çıkamamakta, çıksa bile aile fertlerine izin verilmemektedir. Son olaylar, uzun yılların birikiminin doğal bir sonucudur. Daha önceleri, 1995-96 yılları arasında Gulca şehrinde çıkan isyan da aynı metodlarla bastırılmış, binlerce Uygur Türk’ü katledilirken yüz binlercesi de sürgüne ve hapishanelere gönderilmiştir.
20/7/2009 · Kategori: politika
Ekim Devrimi’yle ve Lenin’in “halklar hapishanesi” diye nitelediği Çarlığın yıkılışından umutlanan Türkler, devrimden kısa süre sonra hayal kırıklığına uğradılar.
Oysa Kızıl Ordu saflarında inandıkları Bolşeviklerle beraber çarpışmışlar, devrimin ardından iç savaşta da devrimi muhafaza etmek için yine cepheye koşmuşlardı. Hatta Müslüman Sosyalist Komitesi’nin Başkanı Vahidov, Çeklere karşı çarpışırken ölmüştü.
Ama değişen bir şey olmadığı kısa süre içinde ortaya çıkmıştı. Artık halka yapılan bildiriler “majesteleri adına” değil, “ihtilalciler adına” diye başlıyordu ama, içerik olarak birbirinden farkı yoktu.
Büyük Rus şovenizmi başka bir adla gelmişti bu kez. Devrimin o büyük parolası, “ulusların kendi kaderini tayin hakkı”, söz konusu Türkler olduğu zaman çabuk unutulmuştu.
Orwell’in “Hayvan Çiftliği”nde geçen hikâyedeki gibi, hayvanlar insanların yerine geçer ve yeni bir yönetim kurarlar. Ama bir süre sonra tüm kuruluş ilkeleri teker teker silinir. Artık “herkes eşittir, ama eşitler içinde birileri daha eşittir.”
Burada da ilk silinen ilkeler, şüphesiz Türkler için olanlarıydı.
Mesela, Sovyet yönetimindeki tüm Türkleri bir araya getirecek Birleşik Turan Sosyalist Devletleri fikrini taşıyan Müslüman Sosyalist Komitesi Başkanı Galiyev…
Mesela Türkistan Komünist Partisi Kongresi’nde konuşan Turar Rıskulov’un Türkistan Komünist Partisi yerine “Türk Komünist Partisi” ve Türkistan Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yerine “Türk Cumhuriyeti” adını önermesi gibi tüm bağımsızlıkçı fikir ve mücadeleler “karşı devrimci” ve “milliyetçi sapma” gibi suçların en belirgin belirtileri sayıldı.
Ardından hepsi de aynı akıbete uğradılar ve ortadan kaldırıldılar.
Sovyet projesi “taksim ve ilhak” üzerinden ilerledi. Türkistan coğrafyasından “özerk” ve “milli” devletler türetildi: Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan.
Bu “milli” devletlerin başkanlarının yanında iki-üç kişilik ve Ruslardan oluşan “yardımcı”lar görev yapıyordu.
Bu “milli” devletlerin başkanlarından birisinin, bir tren istasyonunun karşı tarafına geçmek için Rus istasyon şefinden izin alması gerekmişti ve izini de alamamıştı!
Bu “milli” devletler, ülkeleri için gerekli bir kamu harcamasını (teorik olarak başka bir şeye harcayamaz da zaten) yapmadan önce Rusya’dan müsaade rica ediyordu!
Yaşanan enternasyonalizm adı altında bir Ruslaştırma ya da “mankurtlaştırma” işiydi.
Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel eserinde anlatılan mankurtlaştırma politikası, bir sosyal psikoloji terimi olarak öz köküne yabancılaştırma, milliyetsizleştirme ve köleleştirme anlamına geliyor.
7/12/2008 · Kategori: politika
Bengaldeşli bir baba ve Türk bir anneden New York’da dünyaya geldi. Siyaset bilimi okudu ve 1992 yılında Türkiye’ye geldi. Los Angeles Times ve The Economist’in Türkiye temsilcisi. Evli, çocuksuz…
Peki, kiminle evli? Joseph Pennigton…
Kimdir bu Joseph Pennigton?
Google’ye bakarsanız bilgi çok. Ama özetle ben söyleyeyim. Şu anda Amerika Birleşik İmparatorluğu’nun “Ermenistan’daki Maslahatgüzarı…” Yani diplomat. Ama asıl önemlisi ondan önceki görevi. Bu görevden önce de ABD’nin “Türkiye Büyükelçiliği Basın Müsteşarı.”
Amberin Zaman böyle röportajları “uygun zamanlarda” hep yapıyor. Bir önceki olay yaratan yazısı da The Economist’de “Fethullah Gülen” ile ilgili olanıydı. O yazıda “peygamber” tercümesi yapıldığı için hem hoca efendiden hem de pek çok kesimden “tepki” görmüştü.
Babasına bir fransiz nişani verildi batılı efendilerine hizmetlerinden dolayı, Kocası şu an CİA'nin Erivan temsilçisi olarak Ermenistanda daha önce Türkiyede görevliydi,Amberinin
görevi Türkiyede Ermenistan hakkında bir sempatı oluşturmak için yazılar yazıyor,yarı Türk olduğunu idaa eden bu kadını Türkiye düşmanı her organizasyonda görebilirsiniz,Ermenistanın Türk ambargosundan kurtulması için çalışıyor,Şuşa'da,Hoca'lida katlıma uğramiş Azeri türklerini görmüyor,Beyni ve ruhu satılmış gayrı müslim bir ABD'le evli bu kadın zavali yoksul Bangeldeşten biri
« Önceki ::