Halklar hapishanesi”nden Mankurt çiftliğine Doğru
20/7/2009 · Kategori: politika
Ekim Devrimi’yle ve Lenin’in “halklar hapishanesi” diye nitelediği Çarlığın yıkılışından umutlanan Türkler, devrimden kısa süre sonra hayal kırıklığına uğradılar.
Oysa Kızıl Ordu saflarında inandıkları Bolşeviklerle beraber çarpışmışlar, devrimin ardından iç savaşta da devrimi muhafaza etmek için yine cepheye koşmuşlardı. Hatta Müslüman Sosyalist Komitesi’nin Başkanı Vahidov, Çeklere karşı çarpışırken ölmüştü.
Ama değişen bir şey olmadığı kısa süre içinde ortaya çıkmıştı. Artık halka yapılan bildiriler “majesteleri adına” değil, “ihtilalciler adına” diye başlıyordu ama, içerik olarak birbirinden farkı yoktu.
Büyük Rus şovenizmi başka bir adla gelmişti bu kez. Devrimin o büyük parolası, “ulusların kendi kaderini tayin hakkı”, söz konusu Türkler olduğu zaman çabuk unutulmuştu.
Orwell’in “Hayvan Çiftliği”nde geçen hikâyedeki gibi, hayvanlar insanların yerine geçer ve yeni bir yönetim kurarlar. Ama bir süre sonra tüm kuruluş ilkeleri teker teker silinir. Artık “herkes eşittir, ama eşitler içinde birileri daha eşittir.”
Burada da ilk silinen ilkeler, şüphesiz Türkler için olanlarıydı.
Mesela, Sovyet yönetimindeki tüm Türkleri bir araya getirecek Birleşik Turan Sosyalist Devletleri fikrini taşıyan Müslüman Sosyalist Komitesi Başkanı Galiyev…
Mesela Türkistan Komünist Partisi Kongresi’nde konuşan Turar Rıskulov’un Türkistan Komünist Partisi yerine “Türk Komünist Partisi” ve Türkistan Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yerine “Türk Cumhuriyeti” adını önermesi gibi tüm bağımsızlıkçı fikir ve mücadeleler “karşı devrimci” ve “milliyetçi sapma” gibi suçların en belirgin belirtileri sayıldı.
Ardından hepsi de aynı akıbete uğradılar ve ortadan kaldırıldılar.
Sovyet projesi “taksim ve ilhak” üzerinden ilerledi. Türkistan coğrafyasından “özerk” ve “milli” devletler türetildi: Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan.
Bu “milli” devletlerin başkanlarının yanında iki-üç kişilik ve Ruslardan oluşan “yardımcı”lar görev yapıyordu.
Bu “milli” devletlerin başkanlarından birisinin, bir tren istasyonunun karşı tarafına geçmek için Rus istasyon şefinden izin alması gerekmişti ve izini de alamamıştı!
Bu “milli” devletler, ülkeleri için gerekli bir kamu harcamasını (teorik olarak başka bir şeye harcayamaz da zaten) yapmadan önce Rusya’dan müsaade rica ediyordu!
Yaşanan enternasyonalizm adı altında bir Ruslaştırma ya da “mankurtlaştırma” işiydi.
Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel eserinde anlatılan mankurtlaştırma politikası, bir sosyal psikoloji terimi olarak öz köküne yabancılaştırma, milliyetsizleştirme ve köleleştirme anlamına geliyor.

